Lübnan: Cebel’de Bir Düğün

Yaz

Lübnan’a yaptığım dört günlük seyahatin esas sebebi bir düğüne davetli olmamdı. Dürzi bir aileye mensup olan Dubai’den arkadaşım Samir’le ABD’deki The Fletcher School’un mezunlar buluşmasında, Brüksel’de tanışmıştım. Müstakbel eşi Lina’yla Beyrut’ta ailelelerin aracı olması vesilesiyle görücü usulü tanışmışlar, sonra bir kafede buluşup konuşmuşlar, bir süre devam eden ilişkilerinden sonra da evlenmeye karar vermişlerdi. 29 Haziran Perşembe akşamı Beyrut’a vardıktan sonra ertesi günü sabah şehri dolaşarak öğleden sonrayı ise Byblos ve Trablus’u gezerek geçirmiştim. 1 Temmuz Cumartesi sabahı Hamra’da bir kahve içtikten sonra otele dönüp takım elbisemi giyindim, aşağıya inip resepsiyondan bir taksi çağırttım ve haritaya göre şehirden 50 dk. uzaklıktaki dağ köyü Mijdleye’ye doğru yola çıktım.

Mejdlaya Map

Taksi şoförü İngilizceyi çok az biliyordu ama biraz deli biraz da sinirli olduğu için dönüp dolaşıp her konudan laf açıyor, yarı Arapça’yla karışık espriler yapıp sorular soruyordu. Tüm Lübnan Çılgındır anlamına gelen “Lubnaan külli mejnun” diyordu. Bir süre sonra artık gına gelmişti bana. Gittiğimiz yer Cebel-i Lübnan (Mount Lebanon) olarak bilinen Beyrut’un sırtını dayadığı doğudaki dağ silsilesi idi. Dürzi adetlerine göre düğün gündüz 12’de başlayıp ertesi günün ilk ışıklarına kadar devam ediyordu. Burada gideceğimiz üç köyden ilki olan Mijdleye, belediye salonunun olduğu ve damat tarafının kızı almaya gitmeden önce toplandığı yerdi. Şoför yolu bilmiyordu ve inişli-çıkışlı, virajlı dağ yollarından sis içinde sağa-sola sora sora gidebildik. Samir, akrabası olan Rami’nin telefonunu vermişti yol tarifi almak isteyenler için. Geç kaldığım için Rami’yi aradığımda henüz orada olduklarını söyledi, zamanımız vardı. Nihayetinde karmaşık köy yollarından geçip vardığımda Rami de oradaydı, arabanın yanına geldi. Herkes toplanmış, damadın kalabalık ailesi gidiş için hazırlıkları bitirmişti. Bizim okuldan tanıdığım birkaç sima da etrafta yürüyor ve konuşuyordu. Arkadaşım Filip’i gördüm, Samir’le merhabalaşıp kucaklaştık. Mahmud, Bettina ve Nelly’yi Brüksel’deki buluşmadan hatırlıyordum. Bettina Alman vatandaşı; AB’nin Libya nezdindeki Büyükelçilisi, Arapça ve İbranice dahil yedi dil biliyor. Nelly Meksika Dışişleri Bakanlığı’nda hukuk müşaviri olarak görev yapıyor, Mahmoud ise kendi işiyle meşgul, Beyrut-Dubai arasında seyahat ediyor.

Mijdleye’de bulunduğumuz belediye holünde düğün hazırlıkları devam ederken bir yandan da sohbet ediyor, Samir’in arkadaşlarıyla tanılıyordum. Geldikten 20 dakika kadar sonra düğün alayı önde Samir’in arabası uzun bir konvoy eşliğinde ayrılarak Bzebdin’e gelin evinin olduğu köye doğru hareket etti. İlk dikkatimi çeken herkesin, özellikle de kadınların takıp takıştımış ve gayet şık bir biçimde gelmiş olduklarıydı. Herkes görücüye çıkmış gibiydi. Yurt dışından gelen konuklar için bir midibüs ayarlanmış, hepimiz ona binmiştik. İçeride bazılarının eşleriyle birlikte 15 kişi vardık. Yol dağ yolu ve uzun olduğu için sohbet etmeye başladık. Damadın yengesi önde oturuyor bize hem aile hem de Lübnan’la ilgili bilgiler veriyordu. Güzel giyinmiş, makyajı ve saçı yeni yapılmış hoş bir kadındı. Dağlık arazi engebeli, sisli ve hava da pusluydu. Beyrut’taki havadan farklı bir ortam vardı. Yan koltukta Nelly ve arkadaşı Eileen, önümdeyse Philippe oturuyordu.

Gelin evinin olduğu Bzebdin köyüne yaklaşırken konvoy öndeki araçla birlikte yavaşladı. Eve bir 100m kala da aşağıdaki alana ve yola sağlı-sollu park etti. Evin önünde büyük bir düğün alayı yerel kostümler içinde, Arapça müzik eşliğinde halk dansları yapıyor ve büyük bir kalabalık etraflarını sarmış onları seyrediyordu. Konuklar yokuş yukarı yürüyerek bu ilginç eğlenceyi kaçırmamak için birbirleriyle yarışıyorlardı adeta. Davullu-zurnalı beyazlar giyinmiş, ellerinde mızraklar taşıyan karşılama alayı damat Samir’i omuzlarına alıp havaya kaldırdı, akrabaları da teker teker omuz verdiler. Samir oradan sonra neredeyse evden çıkana kadar hiç omuzlardan inmedi. Ev bir tepeye yaslanmış, büyük bahçe içinde bir malikaneydi adeta. Burası zengin bir Dürzi köyüymüş, Dubai’de tanıdıklarımdan kimse söylediysem aynı şeyi söyledi. Yerel halktan gelen konukların ihtişamı, giyimi kuşamı ve bakımı da üst düzeydeydi. Batı’da yaratılan “geri kalmış doğu kültürü” imajından eser yoktu burada, herşey dört dörtlüktü.

Kalabalık yukarı çıkıp yavaş yavaş eve girmeye başlarken biz de okuldan arkadaşlarla hal hatır sorup sohbet halindeydik. Meksika’dan gelen Nelly aslen Lübnan asıllıydı, hatta dedesi Osmanlı döneminde göç ettiği için nüfusa Türkiye doğumlu olarak yazılmıştı. Kendisine şakayla karışık Türk vatandaşılığı almasını tavsiye ettim J İspanyolcayı kırık da olsa konuşabildiğim için Nelly’yle ve Güney Amerika’da yaşamış diğer arkadaşlarımızla rahatça anlaşabiliyorduk. Evin bahçesinde erkek ve kadınlar için ayrı oturma yerleri hazırlanmıştı; solda kadınlar ve gelinin olduğu alan, sağda erkekler için olan alan, fakat bir süre sonra bu ayrılık son buldu ve herkes karşılıklı geçip oturmaya, sohbet edip düğün merasimini seyretmeye başladı. Organizasyon için profesyonel bir firma ayarlanmıştı. Herkese kutularca su, baklava, dondurma, çikolata ve düğün şekerleri dağıtıldı. Gelen konukların rahat edip mutlu olması için herşey düşünülmüştü. Hava çok sıcak olduğu için herkes terliyor ve oturucak biryer arıyordu. Evin giriş kapısındaki avluda damat omuzlarda, kız tarafı arkada, Arapça pop-arabesk tarzı şarkılar eşliğinde herkes curcunayı seyrediyordu.

Kızın damat tarafından evinden alınması başlı başına bir tören. Kapıda kız tarafına mensup erkekler sıra olmuş, gelenler her birinin elini sıkıyor. Üç katlı evin içinde genelde kadınlar koltukları doldurmuşlar. Her odada birşeyler yapılıyor, ya hazırlık, ya yiyecek, ya giyim kuşamla ilgili şeyler. Dürzi dedeleri bahçede sıra olmuş gelenlerle tokalaşıyor. Kendi aralarından da ilginç bir selamlaşma ritüelleri var: Karşılıklı olarak sağ ellerini tutup öpüyorlar. Uzun siyah şalvar, üstüne siyah gömlek giyip, başa sarık takıyorlar. Son olarak gelin-damat taraflarının aileleri karşılıklı olarak sıralandı ve kızı alma-verme faslına geçildi. Karşılıklı konuşmalar, helalleşme, emanet ve söz alıp-verme ile kızın ailesi gelini oğlan tarafına teslim etmiş oldu.  Resmi nikah birkaç gün önce kıyıldığı için bu merasim düğünün içindeki bir enstantane idi, herşeyin geleneklere uygun olarak yapılması düşünülmüştü belli ki…

Kız damat tarafına verilince adet olarak gelinin ailesi kendi evlerinde kaldı, damadın düğün alayına katılmadı. Bu bir güven göstergesiydi: “Kızı emanet aldınız, size güveniyoruz” şeklinde. Konvoy Bzebdin’den ayrılıp tekrar aynı yoldan geriye Mijdleye’deki belediye holüne döndü. Orada da büyük bir kalabalık vardı. İçeride uzun masalara açık büfe şeklinde tepsiler dolusu envai çeşit kebap, salata, tatlı ve mezeler dizilmişti. Ev sahipleri herkesle konuşup memnun etmeye, yemeklerden yediklerine emin olmaya çalılıyordu. Boş tabağı olanlara mutlaka birisi gelip yiyecek ikram ediyordu. Buradaki ortamda da kadınlar şık ve gösterişliydi. Arap güzellerinin hepsi düğünü fırsat bilip gelmiş kalabalıkla haşır neşir olmuştu J Birkaç kişiyle merhabalaştım. Ortamda bir düğün salonu havası vardı: Sıvasız beton duvarlı salonun etrafına kurulu masalarda oturan aileler, alkol servisi olmayan ortam,“limonata, kola” tarzı içecekler, sırayla herkesin gelin ve damadın yanına gidip resim çektirmesi ve bu arada da birbirini süzmesi… Bunların hepsi yerel kültürün öğeleri, davranış şekilleriydi.

Mijdleye’deki kutlama yemeği akşam 5’e kadar devam etti. 5-7 arası herkes bir köşe bulup tanıdıklarıyla sohbete ve gelen giden hakkında fikir yürütmeye devam etti. Kız evindeki karşılıklı selam alıp verme merasimi köy çevresinden gelenler arasında aynen burada da devam etti. Birbirleri arasındaki hiyerarşiye göre giyinmiş olan Dürzi dedeleri gruplar halinde gelip oturdular, halktan selam ve sevgi gördüler. Buradaki ritüel o kadar uzun sürdü ki bir ara arkadaşım Nelly “ne zaman biticek de gelin ve damadın gidip beraber yatmasına izin verecekler” dedi J J. Lübnan’ın bu bölgesi ya da kısaca adıyla “Cebel” eskiden beri Dürzi ve Maronilerin oturduğu bir yermiş. Müslümanlar genelde şehirlerde oturur, dağlık yerleri gayrimüslümlere bırakırlarmış. Dürzilik biraz İslam, biraz Hinduizm, biraz Hristiyanlıkla karışık bir din. En yoğun olarak Suriye ve Lübnan’da yaşıyorlar, bir kısmı da Filistin ve Ürdün’de.

7’ye doğru yine arabalara binip Mijdleye’den ayrıldık, bir 15 dk. mesafedeki Bayssur köyüne, damadın evine geldik. Buralarda aileler adet olduğu üzere hep birlikte aynı evde oturuyorlar. Oğlan tarafının evi de kızınkini aratmıyor, hatta alan olarak belki daha bile büyük. Müthiş güzel bir dağ manzarası yanında büyük bir bahçe, ağaçlık geniş bir avlu, dört katlı koca bir malikane… Bahçesi o kadar büyük ki 200-300 kişilik düğün yemeği burada yapılıyor, önünde sahne kurulacak kadar büyük bir alana sahip. Gelin ve damat da düğünden sonra bir süre bu evde yaşayacaklar, Dubai’ye dönmeden önce. Eve geldiğimizde bahçede yemek masaları ve dekor hazırlanmış, DJ’ler ve organizsyon firması müzik ekipmanını yerleştirmekle meşguldü. İçeriye girişte aşağıya bahçeye inen merdivenler ve evin mutfağına açılan kapı vardı. Hazırlıklar yapılmış, yemekler son dakikada kaplara yerleştirilmiş, bazı şeyler ortada kalmıştı. Balkon tarafına geçip oturmaya başladık. Samir’in Mısır, Hollanda, İngiltere, Hindistan hatta da Brunei’den gelen arkadaşları vardı. Sohbet keyifliydi, hemen herkes 30lu yaşlarında ve neşeliydi. Hatta bir ara darbuka ve tef getirildi; improvize dans melodileri çalındı. Saat 9a doğru aşağıya inip masalara oturuldu. Bir yanımda Philippe, onun yanında Bettina vardı, öbür yanımda Alman bir çift oturuyordu.

Yemeği bir catering firması açık büfe olarak bahçenin sol tarafına hazırlamıştı. Sağda yemek masaları, ortada sahne vardı. Gelinle damadın hazırlanıp evden çıkması saat 10’u buldu. Muhteşem Yüzyıl dizisinin jenerik müziği eşliğinde evin alta katında Samir’e ait olan kısımdan çıktılar ve alkışlar eşliğinde iki yandaki kalabalığın arasından, çiçeklerin altından geçip sahnede kendilerine özel olarak kurulmuş büyük yemek masasına geçtiler. Türkiye’deki düğünlerde görmeye alışık olduğumuz üzere ilk dansı gelin ve damadın yapması sahnesi burada yaşanmadı. Masalardan yavaş yavaş kalkılıp büfeye doğru gidildi. Envai çeşit meze, tatlı ve tepsi tepsi börek, dolmalar vardı. Herkes tabaklarıyla alıp masalarına geri döndü, ardından bütün gece sürecek olan tempolu müzik başladı… Genelde Arapça fantezi müziğin çaldığı gecede tek tük yabancı pop parçalarına da yer verildi. Sahneye fırlayanlar, göbek atan kadınlar, halay çekenler ve tabi yine Samir’i omuzlarına alanlar renkli görüntüler oluşturdular. Biz de arkadaşlarla ara sıra kalkıp eşlik ettik. Hava o kadar güzeldi ki ne sıcak, ne soğuk insanı hiç terletmiyordu. Bahçenin üzerinde 3-4 tane drone sürekli videoya çekim yapıyordu, o da düşünülmüştü. Gecenin ilerleyen saatlerinde herkes dans etmekten bitap düşmüştü. Biz de ara sıra yemek için sofraya döndük, sohbet ettik. Konular Bettina’nın da olması dolayısıyla siyaset ağırlıklıyı. Okulumuzun dekanı Stavridis’ten, Fransa’daki mezunlar buluşmasından ve cereyan eden son uluslararası olaylardan konuştuk. Düğünden bir ay kadar önce Dubai’de oturan arkaşım Philippe’in evine doğumgünü davetine katılmıştım. Bu masada da yan yana oturuyorduk. Bir ara damadın babası masamıza geldi, az buçuk İngilizce’siyle hepimize geldiğimiz için teşekkür etti. Arapça da öğrenmemizi tavsiye etti, ben de öğrenmeye devam ettiğimi söyledim. Bettina Arapça ve İbranice dahil yedi bildiği için beyle akıcı bir biçimde konuştu.

Gecenin sonuna doğru konukların arasındaki 2-3 Lübnanlı kızla sohbet ederken salsa dansı yaptıklarını söylediler. O gece (Cumartesi) de Beyrut’ta bir kulüpte salsa partisi olduğunu, 12 gibi düğünden çıkarsak oraya gitmeyi düşündüklerini söylediler. Yemek esnasında gidip gelip ne yapacağımızı konuştuk, fakat geç başlandığı için program uzadıkça uzuyordu… Saat 1’i geçerken ancak herkes kalkmaya başaldı yavaş yavaş ki o zaman bile müzik ve dans tüm hızıyla devam ediyordu. Beyrut’a dönecek olanlar için iki taksi çağırıldı, buluşacağımız yer söylendi. Ayrıca kızlardan birinin arabasına bir grup, Philippe’in kiralayarak geldiği arabasına ben dahil başka bir grup bindik. Öncesinde hiç tahmin etmediğim bir şekilde Samir’in arkadaşı olduğunu öğrendiğim bir Türk konukla tanıştım, ismi Gökhan idi. Yanıma gelip merhaba dedi, el sıkıştık, güzel bir sürpriz oldu o yüzlerce kişinin arasında bir anda Türkçe konuşan birisine rastlamak… Londra’da Shell’de çalıştığını öğrendim.

Arabalara geçip yola koyulduk ama ne macera!… Gece karanlığında yollarda ışık yok, köy yolunda işaret yok, asfalt yol bile yok. Taş-toprak, tepelik tali yollara saparak yönümüzü bulmaya çalıştık. Gece saat 2… Bir ara kaybolduğumuzu sandık. Biz önde, kızların arabası arkada giderken arabanın farlarına emanet doğru yönde gittiğimizi ümit ettik. Bazı anlarda çukur, tümsek ve düşmüş kaya yığınlarının arasından arabanın geçip geçemeyeceğine şüphe getirdik. En nihayetinde Mijdleye köyü meydanına bizi çıkaran yola girerek, az da olsa ışıklandırılmış bir bölgeye geldik.

Oradan da maceralı bir şekilde şehre indik. Buluşmayı kararlaştırdığımız club’ı bulamadık, ara sokaklarda döne dolaşa kendimizi Mar Mickael’de bulduk. Burası Beyrut’un Ermeni mahallesi; restoran ve eğlence mekanlarıyla meşhur, İstanbul’daki Asmalımescit’e yakın tarzda bir yer. Saat 3’e yaklaşırken arabaları park etmek bir sorun, girip-çıktığımız mekanların kapanmaya başlaması ve boşalan sokaklar ayrı bir sorundu. En sonunda birbirimizi kaybedip bir İsviçreli, bir Alman ve ben üç arkadaş bir bar bulup birşeyler içmek için oturduk, muhabbet ettik. Latin müziği çalan bir mekanda diğer grupla buluşmak için sözleştiğimiz halde herkes bir tarafa dağıldığı ve mekanlar kapandığı için biz de vedalaştık. Ertesi sabah erken kalkıp beş arkadaş uzun bir tura, güney sahillerine doğru yola çıkacaktık…

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi:
search previous next tag category expand menu location phone mail time cart zoom edit close