Yunanistan: İstanköy

Yaz

İstanköy, ya da Yunanca adıyla “Kos” Bodrum’un hemen karşısında yer alan, Gökova Körfezi’ne sokulur gibi uzanmış bir ada. Yüzölçümü olarak Oniki Ada içerisinde Rodos’tan sonra ikinci sırada ama tarihi, kültürel ve arkeolojik miras olarak daha mütevazi bir yer. Nüfusu yazın yüz bini geçiyor; turistik olarak oldukça popüler bir yer, zira adadaki yatak kapasitesi yüz kırk bin. Adı ilk çağların ünlü tıp bilgini Hipokratla tanınmış, çok sonraları Yunanlı armatör Onasis’le birlikte de anılmış, ünü zamanla artarak Ege’nin gözde tatil beldeleri arasına girmiş. Türkiye’ye en yakın noktasından Akyarlar’daki evleri dahi seçebilmek mümkün, aradaki mesafe 2-3 mil kadar. Bodrum’dan sabah kalkan denizotobüsü 15-20 dakikada İstanköy’e varıyor.

İstanköy ve Çevresi Harita

Bodrum Kale ve Kruvaziye Limanı’ndan ayrı ayrı kalkan feribot ve denizotobüsleri mevcut; ayrıca Turgutreis’ten de karşılıklı seferler yapılıyor. İkinci gidişimde limanda sanırım devriye görevi için rutin rotasyonla gelmiş bir Türk hücumbotu olan P-345 borda numaralı TCG Poyraz da vardı. Liman girişindeki pasaport işlemleri hızlıca bitince sahil yolunda yürüyüş yapıp şehrin panoramasını seyretmek mümkün oldu. Girişte sol tarafta antik Agora’yı, yani şehrin eski siyasi, ekonomik merkezini ve Bodrum’daki gibi St. Jean Şövalyeleri tarafından inşa edilmiş kaleyi gezmek yapılabilecek ilk bir-iki güzel aktivite. Çevrede Osmanlılardan kalan hatıralara da rastlanabiliyor.

Adada küçük bir Türk nüfus yaşıyor. Teknede bize verilen tavsiye üzerine limanın karşısındaki seyahat acentalarından birinde çalışan Türk asıllı bir bayandan gezilebilecek yerler üzerine tavsiye alıp yoluma öyle devam ettim. Agora’dan çıkılan ana meydanda 18. yy’dan kalma Defterdar İbrahim Paşa Camii var; yalnız 2017 yazında yaşanan bir depremde minaresi yıkıldığı için bakıma alınmış ve  dolayısıyla kapalı durumda. Karşı çaprazında Agia Paraskevi kilisesi var ki o da aynı şekilde hasar görmüş bir yapı. Meydandan sahile inip Kountouriotou Cad.’ni takip ederek dükkanları gezmek, arada esnafla girip-çıkıp sohbet etmek keyifli. Bir tatlıcıda büyük baklava dilimlerinden bir tane alıp tattım, tezgahtaki bayana önceki gün Rodos’a gittiğimi söyledim. İstanköy’ün daha küçük ve mütevazi bir yer olduğunu teyit etti o da.

İstanköy Harita

Liman ağzının çıkışındaki plaj, dar bir kumsal ve popüler bir nokta olduğu için yazın oturup yatacak yer bulmak oldukça zor. Sokaklarda mayoyla gezenler olduğu gibi burada da üstsüz güneşlenen Avrupalı turistler çok. Yürürken “Galatasaray” armalı bir havlu görünce Türk olduğunu anladığım bir ailenin yanından geçtim. Biraz daha dikkatle bakıp dinleyince hakikaten çok Türk turist olduğu gözüme çarptı. Deniz de kalabalık ve çok çabuk derinleşiyor. Burası şehir merkezine yakın yerlerde kalanlar ya da günübirlik ziyarete gelenler için ideal bir yer, etrafta bolca restoran, beach club ve bar mevcut. Motel ve pansiyonların çoğu da bu plajın arkasındaki yeni şehir bölgesinde yer alıyor. Sahil yolunda motosiklet kullanan çiftlere, balık tutanlara, dükkanlarında oturup “Rembetiko” müziği dinleyenlere rastlanıyor arasıra. Burası turistik bir ada ama yerli halk kendi halinde yaşamını devam ettiriyor.

Sahil yolunda iki ilginç olay yaşadım: İlkinde yürürken bir ara Yunanlı bir kıza rast geldim, baktım etrafı seyrediyor, yanında da bir tezgah var sanırım adayı tanıtıcı broşürlerden dağıtıyordu. Yanına gittim merhabalaştık İngilizce, arka planda tepelik yerleri görünen Türkiye’yi gösterdim, orası nasıl bir yer diye sordum hafiften ti’ye alarak. Türkiye’yi sevmediğini, geçmişteki olaylardan ötürü Türklere karşı kızgın olduğunu ve hiç Bodrum’a gitmediğini söyledi. Aslında şaşırmadım çünkü Kardak Krizi’nin olduğu bölge İstanköy’e çok yakın bir yerdi, olayın izleri hafızalarda uzun süre tazeliğini korumuştu. Sonra kıza Türk olduğumu söyledim, tahminimin aksine sinirlenmedi, hatta sıcakça gülümseyerek ve el sıkışarak vedalaştık sonra. Yunanlılarda garip bir milliyetçilik var, eylemden çok söyleme dönük. Ya da kollektif milli bilincin bir yapı taşı olarak ülkeyi yek vücut ayakta tutabilmek için “Türkler Geliyor” korkusu sürekli halka pompalandığı için artık herkes kanıksamış.

Diğerinde sahile kıçtan-kara bağlı bir Yunan Sahil Güvenlik botu gördüm, güvertede yüzü sahile dönük oturmuş kitap okuyan bir subay vardı. Yaklaştım, merhabalaştık. Leros adasından görevli olarak İstanköy’e geldiklerini söyledi. Yine arka taraftı gösterdim, orası Türkiye dedi. Nasıl dedim ilişkileriniz, Türk Deniz Kuvvetleri’yle münasebetleriniz. İyi, iyi dedi başını sallayıp gülerek ve de pek oralı olmayarak. AB üyesi olduktan sonra özellikle 2000li yıllarda Yunan ordusunda eskiye nazaran nisbi bir gevşeme olduğunu duymuştum İngiltere’deki üniversiten arkadaşlarımdan. Haklı olabilirler, bir rahatlama ve rehavet gelmiş gibi. Türkiye’de örneğin durduk yerde Sahil Güvenlik botuna yaklaşıp böyle bir konuşma yapmak pek mümkün değildir, asker disiplinini bozup rakip bir ülke hakkında hissiyatını ortaya koymaz hemen.

IMG_2279

Adaya ilk seyahatimde şehir merkezine yürüyüp Germe’ye (Platani) gitmek için ilgili otobüs durağını buldum. Sahildeki duraklardan adanın her yerine otobüs kalkıyor, semtlerden birinin adı “Nea Halikarnassos”, yani Yeni Bodrum. Yunanistan’da başına “Nea” yani “yeni” kelimesi eklenen çok belde var, ismini Anadolu’nun o bölgesinden göç eden Rumlardan almış: Nea Smyrni (İzmir) gibi. Asklepion istikametine giden otobüste hemen hemen yerlerin yarısı boştu, bazı yollar tozlu olsa da ulaşım gayet rahat geçti. Platani’ye varınca dolaşıp etrafa göz gezdirdim. Bir yan sokakta Türk olduğunu anladığım kapı önünde bir bayana rastladım, Yunanlı arkadaşının arkasından “Gia sou Maria” diye seslendi. Merhaba dedim önce, kendimi tanıttım, adaya günübirlik Türkiye’den ziyarete geldiğimi ve burdaki Türklerin durumunu, yerli Rum halkla ilişkilerini merak ettiğimi söyledim. Biraz çekinerek “çocukluktan beri tanışıp birlikte büyüdüklerini, aralarında bir sorun olmadığını” söyledi. Teşekkür edip Allahaısmarladık deyip vedalaştım, yürüyüşüme devam ettim.

Köy meydanında Ali Hacısüleyman isimli bir restoranda oturup öğlen yemeği yemeye karar verdim. Restoranın tabelası Yunanca Hatzisüleymanis Alis şeklinde kırma bir dille yazılmıştı. 1986’da ilk adı Taverna Asklepios olarak açılan restoran sonra bu adı almış. Restoranın sahibi Ali Bey ve oğluyla da tanıştım. 22 yıl boyunca Germe’de bulunan işletme İstanköy şehir merkezinde Artemisias ve Thessalou Cad.’lerinin kesiştiği yere, kendi mekanına taşınmış, yenilenmiş. Her iki gidişimde de Türk ve Yunan mutfağının zaten birbirine benzeyen hatta aynı adı taşıyan leziz örneklerinden oluşan güzel bir menüsü vardı. Yoğurtlu kebap (Yunanca “Giourtlou” olarak yazılıyor), yanında Yunan salatası almıştım. İlkinde Ali Bey’in büyük oğluyla biraz sohbet ettik. Adadaki şartlar ve yaşam koşullarını merak etmiştim, o da uzun uzadıya anlattı. Eskiden İstanköy’de bir Türk okulu da varmış ama öğrenci yokluğundan, nüfusları da 1000’in altına düşünce artık kapanmış. Adada şehir merkezindeki tek faal cami olan Defterdar Camii’nde bir imam varmış ama depremde yıkılınca kapatılmış. Onarım için Atina’daki anıtlar kurulundan restorasyon için onay çıkması gerekiyormuş ki bunun da sürmesi bekleniyormuş. Aynı şekilde depremde hasar gören Germe Camii’de kapalı imiş ama yakın bir zaman içinde açılması planlanıyormuş. O açılana kadar adadaki müslümanlar için minaresi olmayan kapalı başka bir mekan tahsis edilmiş.

Ali Bey’in büyük oğlu ara sıra Rumlardan gelip lafla taciz edenler olsa da idare ettiklerini, hepsinin evlerinde çanak antenle Türk televizyonlarının izlendiğini ve Türk dilini yaşatmaya çalıştıklarını söyledi. Konuşmamızdan biraz sonra bir Yunan askeri cipi geçti yoldan, ardından bisikletiyle gelip baharat satan sakalı bıyığı uzamış bir Rum köylü özellikle restoranın önünde uzun uzun durup “oreganos” (kekik) diye bağırdı, isteyip istemeyen olduğunu merak etti herhalde. Yemekten sonra Ali Bey’e ve oğluna teşekkür edip kalktım. İkinci gidişimde Ali Bey’in küçük oğlu oradaydı, Türk garsonlarla da merhabalaştık, biraz sohbet ettik. Yemeğin sonunda da sahipleri kahve ikram ettiler. Salata, “Giourtlou” ve Soda toplam 16 Euro tuttu.

Günübirlik gittiğim İstanköy’de az vaktim olduğu için uğrayamadığım Asklepion antik harabeleri, tıbbın babası sayılan Hipokrat’ın öğretmenlik yaptığı bir okul ve hastanenin kalıntılarını barındırıyor. Adanın batı ve güney taraflarında da ziyaret edilip kalınabilecek ilginç yerler var, bir tanıdığım araba kiralayıp adanın etrafını aynı günde dolaşıp Türkiye’ye dönmüştü. Kuzey sahilinde Marmari’den giden yolun üzerinde Mastihari’ye uğramadan olmaz örneğin. Rüzgar sörfü için ideal olan bu koyda küçük oteller ve güzel, uzun bir plaj var. Turgutreis’in karşısındaki Kalimnos adasına da her gün tekne kalkıyor buradan. Bu yolun devamı adanın “kuyruk” kısmı denebilecek güneybatı’daki Kefalos’a çıkıyor. Burası dalış sporları için dünyaca ünlü bir yer. Hatta Türkiye’den tüpsüz dalışta Guinnes Rekorlar Kitabı’na giren Yasemin Dalkılıç buranın biraz doğusunda kalan Kardamena’da 40m’ye ilk serbest dalışı yaparak dünya rekoru kırmış. Adanın tek sivil havaalanı olan Hipokrates Antimahya bölgesinde, Kardamena’yla Mastihari arasında yer alıyor.

IMG_2324

İstanköy merkeze dönüşümde Bodrum’a kalkış saati yaklaştığı için biraz sahilde oyalandım. Hava açık, deniz sakindi Eylül akşamında. Vizesiz olarak günübirlik geldiğim adadan hızlı biten işlemlerin ardından sorunsuzca ayrıldım. Akşam gün batımına doğru Ege’nin huzurlu ortamını seyir başka bir keyifli oluyor. Bu on beş dakikalık yolculuğun tadına vardıktan sonra Bodrum’a yanaştık, indim. Oradan da otelimizin olduğu Karaincir’e döndüm, aklımda kalan kısa ama ilginç bir günün anılarıyla.

İkinci seyahatimde ada turu yapmak için gitmeden önce Bodrum Express Lines’dan bilgi aldım. Yunanlı bir rehber hanım olan İrina’nın telefonunu verdiler ertesi gün vardığımda aramam için. Limanda işlemlerin bitmesini müteakip 10:30’a doğru İrina’yı aradım, mükemmel bir Türkçeyle telefonu açıp konuştu ve tur hakkında bilgi verdi. 11’de gümrüğün karşısındaki kafede buluşup tura katılmak için sözleştik. Biraz şehir merkezinde dolaşıp oyalandım, yarım Euro’ya bir küçük şişe su aldım, kafeye dönüp Yunan adalarının ünlü soğuk içeceği buzlu frape ısmarladım; fiyatı 3 Euro. 11’e doğru rehber geldi, kafede oturan diğer konuklarla da tanıştı ve herkese tur programını anlattı. İrina, Selanik doğumlu genç bir hanım, Türkçeyi hem okulda hem Ankara’da yaşadığı dönemde öğrenmiş. Bugün Bodrum’da yaşıyor ve İstanköy-Bodrum arasında gidip gelen turistlere rehberlik yapıyor. Yolculuk boyunca bize esprilerle karışık bilgiler vererek sempatik tavırlar sergiledi, sıcak kanlı birisiydi.

IMG_2352

Turumuz büyük ada turu değildi, daha kısa, ama dağa çıkıp oradan karşı kıyıları, güzel manzarayı izleyebildiğimiz keyifli bir turdu. Otobüse gümrük binasının dışında, cadde üzerindeki bir noktadan binip yola koyulduk. İstanköy şehir merkezinden çıkışta, dış mahallesi denilebilecek olan Germe (Platani) Türk köyünün içinden geçtik. Arap ve Şerif buranın ünlü restoranları. Devamında ilk durağımız, Zipari’ye yakın Papadimitriou zeytinyağı fabrikası. Burada bize zeytinyağı yapımı hakkında bilgi verdi fabrikadaki görevli bey, İrina da tercüme etti. Kuzey sahiline yakın olan bu köyden ve adanın gittiğimiz her yerinden Türkiye rahatlıkla görülebiliyordu. Zeytincilik hakkında ben de bir-iki soru sordum, dağlık bir ülke olan Yunanistan’da zeytinciliğin zor iş olduğunu öğrendim. Avrupa Birliği’nden ara sıra gelen, fiyatı düşürmemek bahanesiyle ürün fazlasını yakmaları yönündeki direktiflere uymadıklarını dinledim. Hatıra olarak 2 Euro’ya bir paket vakumlanmış yeşil zeytin alıp otobüse geçtim yola devam etmeden önce yandaki dükkandan.

İkinci durağımız adanın 800m rakımlı en yüksek noktası olan Dikeos dağındaki Zia köyü. Burası eski, dar sokakları, restoranları, turistik eşya satan dükkânları ve nefis manzarasıyla şirin bir köy. Türk turistler için radyoyu bile Türkiye’den yayın yapan FM istasyonuna ayarlamışlar. Bütün otobüs Türk turistlerle dolu idi, bir kısmı burada bir saatlik aradan istifade Zia’da öğlen yemeği yedi. Tepelere doğru çıktıkça bir manastır ve birkaç kafe var. En tepedekinden bir önceki yer olan Sunset Balcony adlı mekanı beğenip oturdum, bastırmalık olarak Yunanistan’daki en yaygın tatlılardan biri olan ballı-cevizli süzme yoğurt ısmarladım. Baktım, etrafımdaki masaların tamamına yakını Türktü. Panoramik olarak İstanköy’ün kuzeyi, Pserimos, Kalimnos ve Bodrum Yarımadası’nın batı sahillerini kameraya çektim. Aşağıda “Kos” mıknatıslarından bir tane aldım, otobüse geçtim.

UNADJUSTEDNONRAW_thumb_1647

Dağdan aşağıya inişte Tigaki köyünden geçtik. Burası sahili güzel bir mekan, geniş plajları, otelleri ve beach clubları var. Yolda rehberimiz otobüsün müzik-çalarından bize Yunanca yerel ezgiler dinletiyordu, biraz bizim Türkçe arabesk parçalara benzeyen; hatta onlardan birini “size armağan ediyorum” dedi 🙂 Türkçe tabirleri, adetleri ve günlük hayatta kullanılan lafları iyi bellemiş hakikaten.  Şehir merkezine gelince limanın arkasında otobüs bizleri bıraktı, herkes rehberle vedalaşıp ayrıldı. Vakit öğleni bir hayli geçtiği için acıkmıştım, hızlıca yürüyerek ta 18 sene önce Germe (Platani) köyünden tanıdığım Ali restorana gittim. Oradaki öğlen yemeğinin ardından adada görmek isteyip Google’a işaretlemiş olduğum yerleri gezmeye çıktım.

Elefterias Meydanı’na yürüyerek kapalı haldeki Defterdar Camii’ni dışarıdan görebildim. Kartpostallardaki eski, ışıklandırılmış, cıvıl cıvıl haline bakınca duygulandım; inşallah bir gün tekrar eski günlerine kavuşur diye geçirdim içimden. Arka taraftaki Cezayirli Gazi Hasan Paşa Camii minaresi ayakta olmasına karşın kullanılmayan bir yapı: Kapı ve pencereleri kırık, yanındaki şadırvan yıkık. Genel olarak İstanköy’deki Osmanlı eserlerinin bakımsızlığı üzücü, bununla ilgili Bodrum’da feribot iskelesinden bir haritalı broşür de almıştım yanıma, vaktim olursa hepsini tek tek ziyaret etmek için, fakat vakit kalmadı tabi. Bir diğer yapı az ilerideki 17. yy yapımı Osmanlı Hamamı. İçeriyi şöyle bir gezdim, en azından kapısı-çatısı iyi durumda, içerisi temiz görünüyordu. Girişteki Yunanlı bir rehber isteyenlere ücretli olarak şu an müze olarak kullanılan hamamı gezdirebiliyor.

UNADJUSTEDNONRAW_thumb_1641

İstanköy’ün antik çağda yaşamış en ünlü alimi Hipokrat’ın rivayete göre altında ders verdiği yüzlerce yıllık ağaç da Cezayirli Camii’nin hemen arkasında görülebiliyor. Yolun öbür tarafına üst köprüden geçtiğinizde bulunan, ki turistler için popüler bir fotoğraf noktası burası, St. Jean Şövalyeleri’nden kalan Narenciye Kalesi (Neratzia Castle) 2017 depreminden sonra ziyaretçilere kapatılmış durumda; ancak dışarıdan kapısını görebilmek mümkün. Bodrum ve Rodos Kaleleri gibi burası da Haçlı Seferleri’nin ardından bölgeyi mesken tutmuş olan savaşçı-keşiş tarikatından miras kalmış, 1522’de Kanuni Sultan Süleyman’nın bu bölgeyi zaptetmesiyle 1912’ye kadar sürecek 390 yıllık Osmanlı hakimiyetine girmiş. Son durağım İstanköy’deki eski Roma şehri kalıntıları oldu, ismi Roman Odeon. Burada ciddi bir arkeolojik çalışma yapıldığı belli oluyor. Büyük bir alan, fakat hem içeride kalıyor, manzarası yok; hem de Bodrum’dakiyle kıyaslanmayacak kadar küçük ve gösterişsiz bir amfitiyatrosu var.

IMG_2320

IMG_2325

Yürüyüşümün sonunda bir tatlıcıda durdum, içeri girip tezgahtaki ürünleri inceledim. Türkiye’den tanıdığımız baklava, kadayıf, kuşburnu, revani gibi tatlılar mevcuttu. İçerideki görevli hanıma gidip fiyatlarını sordum, kilo ya da tepsiyle satıldığını, yalnız büyük dilim kadayıf ya da baklavadan taneyle alabileceğimi söyledi. Biraz inceledim, 2 Euro’ya bir dilim kadayıfta karar kıldım. Küçük kutusuna koydu, yanıma alıp dışarı çıktım, yolda yürüye yürüye yedim. Hakikaten şerbetiyle, kıvamıyla nefisti. Tabi, yazın sıcakta böyle kilo yapan şeyleri yememek lazım aslında, ben de nefsimi köreltecek kadar bir dilim tadımlık almış oldum.

İstanköy şehir merkezine gelince limanda biraz yürüyüş yaptım, teknelerden birinin Türk bayraklı olduğunu görünce sahibi olan beyle merhabalaştım, sohbet ettim. Marmaris Bozburun’dan çıkıp, adaları geze geze buraya gelmişler. İstanbul Yelken Kulübü üyesi imiş o da benim gibi, biraz oradan buradan konuştuk. Vedalaşıp ayrılınca saat 18’de kalkacak olan motora binmek üzere check-in ve pasaport işlemleri için limana girdim 17:30’a doğru. Sabahki oturduğum kafede biraz dinlenip bir buzlu frape ısmarladım tekrar. Garson kız beni görünce tanıdı, merhabalaştık.

UNADJUSTEDNONRAW_thumb_1646

Sefer çok dolu olduğu için herkes biran önce yetişme telaşındaydı; önce gelen gemi yanaştı, bayram tatili için gelen yolcularını indirdi. Bize sıra gelip gemi kalkana kadar saat 18:30 olmak üzereydi. Bodrum’a yanaşınca Duty-Free’de Jack Daniels viski için o güne kadarki en iyi promosyon olduğunu farkettim: Şişesi 17 Euro’ydu. Türkiye’ye girişte tanınan hakkımı kullanarak kardeşim Mert’e bir şişe aldım ve Bodrum’un en güzel otellerinden Marina Vista’nın yolunu tutarak ikinci İstanköy seyahatimi güzel bir şekilde tamamladım…

UNADJUSTEDNONRAW_thumb_163e

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi:
search previous next tag category expand menu location phone mail time cart zoom edit close